Derin bir nefes aldım, sabahın çiğ damlası tadını, denizin tuzunu, kokusunu içime çektim, doğan güneşin ufku kızıla boyamasını izledim ve yaşamak ne güzel şey dedim içimden.

30 Mayıs 2012 Çarşamba

AKŞAM YÜRÜYÜŞLERİNE DEVAM :)))

Yemekten sonra ne yapılırdı?
YÜRÜYÜŞŞŞŞŞ



GÜZEL PARÇA DEĞİL Mİ?

Şarkının girişinde ıslık çalmasını, nakarat kısmını, kutsinin yumuşak sesli söyleyişini (bağır çağır şarkıları sevmem) kısaca bu parçayı çok sevdim.
Güzel değil mi?


ATİLLA İLHAN

Şiir okumayı severim ama hakkını verebildiğimi, onu yazanın duyduğu şekilde okuyabildiğimi sanmıyorum ne yazıkki.
Yine de bazı şairlerin kalemi öyle güçlü ki benim gibi yoğunluğu ilk anda yakalayamayanlara bile o derinliği hissetirebiliyor. Bunların başında benim için Atilla İlhan geliyor.
En sevdiğim şiirini paylaşmak istedim. Bu şiirin bir kısmı Zuhal Olcay tarafından şarkı olarak seslendirilmişti ancak seçilen melodinin ağırlığından mı nedir ben hiç beğenmemiştim. Bu da bir dip not :)
AYRILIKTA SEVDAYA DAHİL
...açılmış sarmaşık gülleri
kokularıyla baygın
en görkemli saatinde yıldız alacasının
gizli bir yılan gibi yuvalanmış
içimde keder
uzak bir telefonda ağlayan
yağmurlu genç kadın.. 

rüzgâr
uzak karanlıklara sürmüş yıldızları
mor kıvılcımlar geçiyor
dağınık yalnızlığımdan
onu çok arıyorum onu çok arıyorum
heryerinde vücudumun
ağır yanık sızıları
bir yerlere yıldırım düşüyorum
ayrılığımızı hissettiğim an
demirler eriyor hırsımdan.. 

ay ışığına batmış
karabiber ağaçları
gümüş tozu
gecenin ırmağında yüzüyor zambaklar
yaseminler unutulmuş
tedirgin gülümser
çünkü ayrılmanın da vahşi bir tadı var
çünkü ayrılık da sevdâya dahil
çünkü ayrılanlar hâlâ sevgili
hiç bir anı tek başına yaşayamazlar
her an ötekisiyle birlikte
herşey onunla ilgili

telaşlı karanlıkta yumuşak yarasalar
gittikçe genişleyen
yakılmış ot kokusu
yıldızlar inanılmayacak bir irilikte
yansımalar tutmuş bütün sâhili
çünkü ayrılmanın da vahşi bir tadı var
öyle vahşi bir tad ki dayanılır gibi değil
çünkü ayrılık da sevdâya dahil
çünkü ayrılanlar hâlâ sevgili.. 

yalnızlık
hızla alçalan bulutlar
karanlık bir ağırlık
hava ağır toprak ağır yaprak ağır
su tozları yağıyor üstümüze
özgürlüğümüz yoksa yalnızlığımız mıdır
eflatuna çalar puslu lacivert
bir sis kuşattı ormanı
karanlık çöktü denize
yalnızlık
çakmak taşı gibi sert
elmas gibi keskin
ne yanına dönsen bir yerin kesilir
fena kan kaybedersin
kapını bir çalan olmadı mı hele
elini bir tutan
bilekleri bembeyaz kuğu boynu
parmakları uzun ve ince
sımsıcak bakışları suç ortağı
kaçamak gülüşleri gizlice
yalnızların en büyük sorunu
tek başına özgürlük ne işe yarayacak
bir türlü çözemedikleri bu
ölü bir gezegenin
soğuk tenhalığına
benzemesin diye
özgürlük mutlaka paylaşılacak
suç ortağı bir sevgiliyle 

sanmıştık ki ikimiz
yeryüzünde ancak
birbirimiz için varız
ikimiz sanmıştık ki
tek kişilik bir yalnızlığa bile
rahatça sığarız
hiç yanılmamışız
her an düşüp düşüp
kristal bir bardak gibi
tuz parça kırılsak da
hâlâ içimizde o yanardağ ağzı
hâlâ kıpkızıl gülümseyen
-sanki ateşten bir tebessüm-
zehir zemberek aşkımız.. 

29 Mayıs 2012 Salı

AŞKIN 500 GÜNÜ

Türkçeye aşkın 500 günü diye çevrilmişti.
Harika bir film, müzikleriyse ayrı güzel bence. 
İzlemediyseniz tavsiye ederim.




ZEYTİNYAĞLI ENGİNAR DOLMASI

Zeytinyağlı lezzetler içerisinde bir klasik Zeytinyağlı Enginar Dolması.
Yapması kolay yemesi leziz bir yemek. En azından ben çok seviyorum :))
Umarım dener ve beğenirsiniz.

Malzemeler:
2 baş enginar
3 orta boy soğan
1 su bardağı baldo pirinç
1 kaşık salça
tuz karabiber kırmızı biber ve nane
yarım su bardağı riviera zeytinyağı

Enginarları tüm yapraklarını tek tek ayırarak yıkıyoruz.
En dıştaki kaba yapraklarını koparıp kökünü kesiyoruz

Soğanları orta incelikte küp küp kesiyoruz.

Tüm malzemeyi bir kapta birleştirip harmanlıyoruz.

Enginarın yapraklarını ayırıp malzeme bitene kadar tüm yaprakları dolduruyoruz.

Piştiğinde yapraklar kaşık gibi tutulup pirinçli harç yeniyor
ve sonra yaprağın alt kısmı emiliyor.

AFİYET OLSUN......

HAYATTAN BİR GÜN

İki gündür izinliyim. Minik oğluşumla doya doya vakit geçiriyoruz. Ama yarın ne yazıkki yine iş başı olacak.
Bazen içimdeki ses, "bırak işi hayatını yaşa geri gelmeyecek tek şey zamandır" diyor. Diyorda diyor ama duyan kim? 

Güneşlenmek için evin önüne indik top oynadık, çubuk kraker ve gofret yedik.
Biliyorum abur cubur ama bugün ona da sınır olsun istemedim.
Keyfi pek yerindeydi tombul kuzumun :)







ÇİÇEK ARANJMANLARI

Yurtdışı sitelerde düğün resimleri görüyorum. Öyle doğal ve güzellerki. Nerde bizim eller görsün diye yapılan salon düğünleri nerde ellerde kır çiçekleri arkadaşlar arasında yapılan keyifli kır düğünleri. Bu konuda ayrı bir post yayınlayacağım inşallah :)))

Bu çiçeklerde yağmurlardan bir türlü tadına varamadığımız baharı özleyenlere gelsin.






ŞU AN BUNLARDAN BİRİNDE OLMAK İSTEYENLER EL KALDIRSIN LÜTFEN

Favorim bir numara o sallanan koltukta 10 saat uzanabilirim. Bu sırada kaç yüz kere anne diye seslenirler bilmiyorum tabi  :)))







27 Mayıs 2012 Pazar

ÖĞLEN ARASI NE YAPILIR ????

Özellikle bahar ve yaz aylarında sahil şeridi olan bir memlekette yaşamanın avantajı yadsınamaz.
Bu resimler cuma günü öğle yemeğinde çekildi.
Ne yazık sadece 1 saat molam var ve apar topar yemek yemeye anca yetiyor.
İnsan biraz daha oturup güneşin tadını çıkarmak istiyor.






Kuşbaşılı pide bayılırıııııııım :)))))))

TAVUKLU BÖREK

Şimdi de tavuklu börek yapalım :))))
Malzemeler:
2 adet tavuk göğsü
1 orta boy garnütür
12 adet milföy hamuru
1 yumurta arısı
tuz, biber, kekik, zeytinyağı

Tavukları küçük küpler halinde doğruyoruz. Harlı ateşte sularını verip almasını bekliyoruz.

Tavuklar kuruyunca resimdeki kaşık kadar zeytinyağı ekleyerek pembeleşinceye kadar kavuruyoruz.

En son yıkayıp süzdüğümüz garnitürü, tuz biber, kekik ekleyip bir alt üst yapıp kapatıyoruz.

Milföy hamurlarını merdane ile bir miktar büyütüyoruz.

Her bir milföy hamuruna 1 dolu yemek kaşığı harçtan koyarak bohça gibi kapatıyoruz.


Tepsiye dizdiğimiz böreklere yumurta sarısı sürüp susam serpip
180 derece fırında pişmeye bırakıyoruz.

AFİYET OLSUN..........

ALMAN PASTASI

Pasta yapıyoruuuuuuuuz.

Malzemeler:
(Kek için)
2 adet yumurta,
1.5 çay bardağı şeker
1 çay bardağı yoğurt
yarım çay bardağından biraz fazla sıvıyağ
3 çay bardağı un
1 paket kabartma tozu,1paket vanilya

Kreması için:
2,5 su bardağı süt
2 yemek kaşığı un
1 yemek kaşığı nişasta,
1 yumurta sarısı
1 çay bardağı şeker
2 çorba kaşığı labne peyniri.

Üzeri için:pudra şekeri (isteğe göre)

Öncelikle yumurta ve şekeri porselen veya cam bir kasede
şeker eriyip krema görüntüsü alana dek çırpıyoruz.
Bu karışıma yağ ve yoğurdu ekleyip mikserle bir süre çırptıktan sonra,
un kabartma tozu ve vanilyayı eleyerek karışıma ekliyoruz.
Bu aşamada mikser kullanmak yerine çırpma teliyle yavaşça karıştırıyoruz.

Küçük kare yada yuvarlak borcama döktüğümüz karışımı 180 derece fırında pişirmeye bırakıyoruz.

Klasik pişmeyi ölçe yöntemimiz bıçak batırdığımızda temiz çıkıyorsa kekimiz pişmiştir.

Kek pişerken bir tencerede krema malzemesinin tümünü karıştırarak katı bir muhallebi elde ediyoruz. Muhallebi pişip biraz ılındığında labne peyniri ekleyerek mikserle akıcı bir krema elde edene dek çırpıyoruz.

Keki tam ortadan ikiye bölüyoruz.


Bir muzu ince dilimler halinde kekin üstüne yayıyoruz.

Sonra kremanın yarısını muzların üstüne yayıyoruz.
Diğer parçayı kapatıyoruz.
Kalan krema ile keki kaplıyoruz.
Burada kremanın tümünü kekin içine koyup.
Kekin üstüne puda şekeri serpebilirsiniz.
O haliyle pastanelerde satılan alman pastası görüntüsüne kavuşuyor.

AFİYET OLSUN.................