Derin bir nefes aldım, sabahın çiğ damlası tadını, denizin tuzunu, kokusunu içime çektim, doğan güneşin ufku kızıla boyamasını izledim ve yaşamak ne güzel şey dedim içimden.

4 Haziran 2012 Pazartesi

İSTANBUL HATIRASI (24 SAATİN ANATOMİSİ )

İki gündür hiç birşey yayınlamıyorum ama uzuuuun bir postla dönüyorum hazır olun.

Ne zamandır içimde İstanbul'a gitme özlemi taşıyordum. En son ne zaman gittim diye düşünüp, hesaplar yapıp "yok artık 2,5 yıl oldumu" dediğim anda evde bir isyan bayrağı açmak suretiyle gözümü kararttım, bu iş bir an önce olmalıydı :)

Nasıl yapsak, evde bebeler ne olacak, annemler var ama haftasonu ikiside evde olursa başedebilirler mi,  peki neyle gidicez,  araba ayak bağı olur vb vb. bir sürü bahaneyi elimin tersiyle itip "gidicem kim tutar beni" dedim.

Öyle efelenmekle olmuyormuş arkadaşlar, klasik sözlerimden "hayat sen planlar yaparken başından geçenlerdir"i bizzat yaşadım bende. Olay şu ki Ereğli'den istanbul'a sabahın 5'inde ekspres bir otobüs var ama benim kara bahtım kör talihim neylersin ki 4 gün önceden bilet bulmaya çalıştık ama bulamadık. Neymiş efendim üniversiteler kapanıyormuş ve öğrenci kardeşlerimiz koltukları doldurmuşta doldurmuş. Bi ara noluuuuuur ben muavin koltuğundada giderim dediysemde nuh dediler peygamber demediler (ne çok atasözü biliyomuşum bu arada ben :))
Son dakikaya kadar rezervasyon yapıp bilet almayan olur diye bekledik ama maşallah herkes biletini aldı. Hayal kırıklığım ve arabamla giderim mızıltılarım arasında Düzce'den gidin diyen birinin sesini duymamla nasıl olacak o demem bir oldu. Burdan 3'de Ankara otobüsüne bin Düzce'de in, 5'de Düzce'den kalkan İstanbul otobüsüne bin, tabi bu arada uyu uyan şok geçir olsun herşeye değer deyip kabul ettik.

Bu şekilde başlayan yolculuğumuzun ilk durağı sabah 7:30'da Haremdi. Oradan Üsküdar iskelesine geçtik ve kendimizi Kabataş vapuruna attık. Hani bu deniz bu yer bu gök varmı Dünya'da bir benzeri nidaları arasında 15 dakikalık vapur yolculuğumuz 15 saat gibi geçti diyebilirim.



Hava sabah 18 derece civarı vapur ağır ağır ilerlerken denizin kokusunu ciğerlerime çektiğim anlar...



Kabataş iskelesinde indik ilk hedefimiz Ortaköy. Yürüyerek 15-20 dakika süren bu yolu sahil boyu denize bakarak geçmek isterdim ama tam denize sıfır konumlanmış eski ve yeni binalar izin vermedi. Olsun bizde bu güzel yoldan yürüdük :)


Bu tarihi kapı neyin kapısıydı hiç hatırlamıyorum ama çok güzeldi, resim çektirmeden duramadım.

Ve Ortaköööööy....Köprünün hiç bir yerden buradaki kadar güzel göründüğünü sanmam.



Tarihi Ortaköy Cami'si restorasyon çalışmaları nedeniyle branda ile kapatılmıştı ne yazıkki. Bir de bununla yetinin der gibi resmini koymamışlar mı hafiften bozuldum ama keyfimi kaçırmaya bu kadarı yetti mi? hayııııııır :)

Bir süre dolaştıktan ve bu arada iki üç kafeye girip çıktıktan sonra kahvaltı için en uygun yerin mado olduğuna karar verdik, yanılmamışız.

Klasik kahvaltı çok klasik olduğu (peynir, zeytin...), köy kahvaltısıda ağır göründüğü (sucuklu yumurta.... köyde hep sucukmu yeniyor Allah aşkına) için ikimizde maraş peynirli su böreği istedik. Harika bir tercihti bence. Gerçekten börek çok taze, peynir tadı harika ve dili yakacak kadar sıcaktı. Servis biraz geç gelmekle beraber Mado'ya 10 üzerinden 9 veriyorum :)


Kahvaltıyla kendine gelen bünyeler yola hazırdı artık biz de Ortaköyden köprünün ayaklarına kadar yürüdük. Burası çitlerle kapatılmış biraz şantiye havasında bir yer olmakla beraber köpürünün büyüklüğü insanın küçüklüğü tezatıyla çarpıcı bir yerdi,pozlar verildi ve yola otobüsle devam edildi.

Sora sora Bağdat bulunurmuş (yine bir atasözü:) derler ya bizde Etiler'e nasıl gitsek diye bir bilene danıştık şu gelen otobüse (DT1) bin dediler. Hooop biz de bindik. "Aman bir otobüs bu kadar güzel bir yoldan nasıl gider" diyerek etilere kadar kah boğaza bakıp kah göz alıcı vilları görüp keyifli bir seyir yaptık.
Metrocity-Kanyon ikilisine yakın bir noktada otobüsümüzden indik şoförede el salladık :) eee oda bu kadar güzel gezdirmeseydi bizi canım.
Bir bayana alışveriş de bak bakalım neler oluyor :) Bu bayanda Metrocity'de giriş kat sağdaki ilk dükkandan başlamak suretiyle ilgili tüm mağzaları 3 saat gibi rekor sürede tarayıp bu arada iki elbise, bir etek, iki ceket, bir ayakkabı, çeşitli kozmetik ve takı alıp çıktı.
Saat 13:00'de isyan eden kocanın tiz sesiyle rüyaya biraz ara verip Starbucks'a girdik. Biz mi yorgunduk koltuklarmı rahattı nedir bir güzellik hali sormayın gitsin.

Bir büyük Cafe Mocha, bir büyük Cafe Lathe, dil peynirli kruvasan ve bella vista (frambuazlı pastaya verilebilecek daha güzel isim bulan varsa beri gelsin:)
Resimler herşeyi anlatacaktır elbet ama şunu söyliyeyim herşey çok çok güzeldi.


Bir kaç üniversiteli genç sınavlarına çalışıyordu arkadaki masada ders çalışmak için bundan güzel yer olabilir mi acaba :) Tabi o ders akla girermi bilemeeeeeeeeem....


Bella vista (Frambuazlı çikolatalı pasta) ıslak kek üzerine frambuaz taneleri, jöle ve kenarlara ince çikolata kırıkları ile kaplama şeklinde tarif edilebilir. Harikaydı...



Dil peynirli kruvasan ise taze kruvasanın arasına dil peyniri koyup mikro dalgada ısıtılarak hazırlanmıştı. Benim kahveye en yakışan çörek kruvasandır fikrimi geliştirmemi sağlayan nefis bir lezzetti buda.

Yedik içtik dinlendik yola devam dedik. Eeee kendimize bu kadar şey alıp evdeki bebeleri unutmak olmaz değil mi? Kaçak anne babayı affetmeleri için Joker mağazasından alınacak bir minik top bile yeter deneyimli ebeveynlerden acemi gençlere dip not:) Gerçi bu oyuncakçıda öyle bir yerki girde bir top al çık ne mümkün yani.


Uzun sayılabilecek bir arayıştan sonra büyük oğluş için balon çıkaran tabancada karar kıldık ,küçüğüm içinde peppe topu aldık (top yeter demiştim :)

(Burada dip not arkadaşlar bu resimdeki tabancanın iddia edildiği kadar balon çıkardığını gören var mı, büyük oyuncakçılara deneme ürünü konulması gerekiyor bence. Resme bakıyorsun maşallah 100.000 baloncuk çıkaran tabanca evde 5 balonu anca çıkarıyor. Ne diim helal etmiyorum o parayı.)

Metrocity'e son bir bakış fırlatıp alt geçitten Kanyon'un yolunu tuttuk.


Özellikle yazın ve bahar aylarında bu alışveriş merkezi muhteşem oluyor.
Akşam güneşi ve temiz hava çölde vaha görmek gibi bir etki yapıyor insanda.



Ve bu bu nedir bu ?Kanyon 4. Şarap tadım gününe denk gelmek nasıl bir şeydir deyip kendimizi stantları gezerken bulduk. Türkiye'nin dört bir yanından şarap üreticileri şaraplarını tanıtmak için böyle bir etkinlik organize etmişler. Şaraplar gerçekten harikaydı. özellikle Vinkara Rose ve Kayra dut aromalı şaraplarının tadına doyum olmuyor diyebilir.

Ben beğenmediklerimden en az bir yudum beğendiklerimin hepsini olmak üzere 2 -3 kadeh kadar şarap içmişimdir. Sarhoş olmakmı oda ne :)
Keman, flüt, akordion ve çellodan oluşan ekip klasik tango parçalar çalıyordu. Bir ara kendimi İtalya'da hissettim dersem abartmış olmam inanın.





Bu keyifli tadım etkinliğinden çıkıp Kanyon'da ufak bir tur ve olmazsa olmaz DNR alışverişinden sonra akşamın en keyifli dakikaları için İstiklal caddesine doğru yola çıktık. Metro ile 5-10 dakikada varılabilen Taksim Meydanı yeni yeni dolmaya başlıyordu.



Öğle yemeğini hafif geçiştiren bünyelerimiz önce yemek çığlıkları atarken kendimizi Borsa lokantasında bulduk. Borsa köfte, piliç şiş, zeytinyağlı enginar ve mevsim salata. Herşey çok lezzetli ve aromalıydı. İstiklal caddesinde yemek gibi yemek isteyenlere tavsiye olunur.



Biz tam yemekleri iştahla yerken bir grup sloganlar atarak önümüzden geçmeye başladı. Pankartaki yazılardanda, bağırmalarındanda neyi protesto ettiklerini anlamadım ama izlemekte keyifliydi :)


Yemekten sonra tünele doğru yolumuza devam ettik. yol üstünde çiçek pasajına uğramamak olmaz. Bu arada yandaki adam benden iyi poz vermiş :)))

Muhteşem görüntü ve kokularıyla Koska. Lokum sevenler buraya gelsin. Yarımşar kilo damla sakızlı, güllü, karışık meyveli ve fındıklı lokum yanında Koska türk kahvesi ve badem ezmesi anında seçilip alındı.




Çıkışta taze sıkılmış portakal suyu ellerde yolumuza devam.



Takı, toka vb....... yol üzerinde pek çok aksesuvar dükkanı var, hepsini almak için yanıp tutuşsamda kendimi tuttum ve sadece iki yüzük aldım. İyi tutmuşum ama şimdi farkettim :)



Bayılıyorum bu şallara hem fiyatları uygun hemde çok güzeller.
Anneciğime ve kendime şal beğendim.

Biz dolaşırken hava iyice kararmaya başladı ve tabi cadde gittikçe kalabalıklaştı.



Bu şekilde bir aşağı bir yukarı doymaya çalışıp doyamadan tur attıktan sonra meydana yakın Özsüt cafeye kendimizi attık. Yine cam önü masa bulup caddeyi izlerken tomurcuk aromalı çaylarımızı yudumladık.



Şu tramvaya binmek bir nasip olmadı, biz aşağı inerken o yukarı biz yukarı çıkarken aşağı dönermi insan ya bu işte bir iş var dedim sonunda :)

Yan masadaki şirin kızlar teşekkür ederiz foto için.

Özsüt'den çıktık ben mısır yemeden gitmem bu diyarlardan sözlerim eşliğinde mısırımızı alıp Taksim Meydanı'na çıktık.



Elimde mısır son pozumu verip 11 servisi ile otogara doğru yola çıktık. 12'de otobüsümüz hareket etti, tüm yol boyunca uyunurmu uyunurmuş meğer. Çoooook yoruldum ama çok eğlendim.

İSTANBUL SENİ SEVİYORUM.........